HULUSİ KENTMEN
YEŞİLÇAM’DAN HAYATIN İÇİNE SÜZÜLEN MERHAMET
Hepimizin çocukken “keşke bizim dedemiz olsa” diye hayal ettiğimiz ve aklımıza hep tonton haliyle kazınmış bir adamdı o. Pos bıyıklı otoriterliğine illâki sevecenliğinden bir damla damlatırdı. Babacan tavırlarıyla bir Yeşilçam oyuncusundan çok fazlasıydı aslında. Gerçekti, bizdendi, elimizi uzatsak dokunacaktık, bize de “durun hergeleler” diye tatlı-sert kızacak ve arkasından kocaman bir kahkaha patlatacaktı sanki. Hep iyi adamlara verdi nefesini, ailemizden biri gibiydi, filmin başında kötü adam olmaya çalışsa bile mutlaka sonlara doğru seyircinin kalbini kazanacak şık bir harekette bulunurdu. Yeşilçam sinemasının klasikliğini korumasındaki en önemli yüzlerden biriydi Hulûsi Kentmen.
Hulûsi Kentmen’in sinemaya giriş hikayesi bir rivayete göre kendi evinin önünde çekilen bir filmde görünmesiyle başlamış. 1940’ta 30’lu yaşlarında “Sürtük” adlı filmde rol almasıyla başlayan kariyerine 50 yılda yaklaşık 250 film sığdırarak erişilmesi güç bir başarıya imza atmıştır. Filmlerinin birçoğunda üst düzey bir oyunculuk performansı göstermiştir. Çoğunlukla komiser, hakim, fabrikatör rollerinde izlediğimiz pos bıyıklı Hulûsi amcanın asıl mesleğinin denizaltı astsubayı olduğunu kimse tahmin etmemiştir sanırım. Onun disiplinli bir asker olarak Silahlı kuvvetlerden emekli olduğuna inanmak zor olsa da otoriter yapısının kaynağını anlamamız açısından önemli bir veriydi bu. Seyirci ona hep babacan, iyi kalpli, yardımsever adam rollerini yakıştırsa da kariyerinde “gerçekten kötü” adamı canlandırdığı bir filmi de vardır. Hülya Koçyiğit ve Ediz Hun’un başrollerini paylaştığı Mehmet Dinler’in 1970 yapımı “Söz müdafaanın” adlı filmde oğlundan uzak tutmak istediği kızı tuzağa düşürerek kötü bir kadınmış izlenimi uyandırmaya çalışır maalesef Hulûsi amca. Bunları yazarken bile insan kendini kötü hissediyor.
Çocukluğumuzda bazı kahramanlarımız olmuştur. Kimimiz Süpermen’i sevmiştir, kimimiz he-men’i. Benim kahramanım ise tek başına Hulûsi amcaydı. Çünkü bilirdim ne kadar kızsa da birazdan kızgınlığı geçecek ve gülümseyerek gelip alnımıza bir öpücük konduracaktı. Zaten onun sinema dışında kendine ait bir özel hayatı olduğuna hiç birimiz inanmadık. O pos bıyıklı Hulûsi amcaydı ve gerçek hayatında da aynı adamdı. Zaten öyle olmasa bu kadar güzel oynayamazdı. Bir filminde “beni de ağlatacaksınız şimdi” derken yüzünün aldığı o şekil tüm oyunculuğunun ve kendini sevdirmesindeki şifrenin sağlamasıydı sanki. Rol aldığı filmleri arasında en ilginci şüphesiz sadece duvarda asılı olan resmiyle dahil olduğu “Bitirim Kardeşler” filmidir. Başrollerini Kartal Tibet ile Kadir İnanır’ın paylaştığı bu Filmde, bitirim iki kardeş iyi bir iş becerdiklerinde duvardaki resim güler, işi berbad edip, ellerine yüzlerine bulaştırdıklarında ise duvardaki resim kaşlarını çatar durumda gözükür. Hulûsi amca yalnızca resmiyle bile filmin en güzel unsurudur. Kaşlarını çattığı resminde bile içten içe bir babacan tavır okunmaktadır yüzünde. Hulûsi amcayı Kemal Ergüvenç ve Rıza Tüzün’ün değişmeli olarak seslendirmesiyle izledik yıllarca, seslendirenlerin hiç değişmemesi ve oynadığı karakterlerle sıkı bir uyum sağlaması neticesinde sanki hep o konuşuyormuş gibi geldi izleyiciye.
Hulûsi Kentmen tanıdık bildik bir sokak gibiydi; güvenilir ve bizden. Tatlı-Sert kızmalarında hatalarımızı, o koca kahkahasında ise çocukluğumuzun heyecanını bulmuştuk. Kaybettiğimiz tüm babacan adamların karşılığıydı o. Ya da o hep aradığımız -adam- ların…
Merhameti seviyorduk, özlüyorduk ve ne olursa olsun hayatı tatlıya bağlamak istiyorduk. Derdimize ortak olacak ahbaplar, henüz insafını yitirmemiş sermayedarlar, yufka yürekli fabrikatörler, rotasını kaybetmemiş kaptanlar, babacan komiserler ve vicdanlı hakimler arıyorduk pos bıyıklı, iyi kalpli bir figürün ardında belki de… Hulûsi Kentmen en çok özlediğimiz Yeşilçam emektarlarından biridir, umarım cennettedir.
Merhametini yitirmemiş bir dünya düşlemek için seviyorduk biz Hulûsi amcayı… Ve elbette Nubar Terziyan’ı… Ve elbette Cevat Kurtuluş’u…






Turta









