Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez
Geç kalınmış bir yazı bu, geç kalmışların, geç olması gerekenlerin yerine geç kalan. Hangi başlığı koysam yakışmadı yetersiz kaldı acının tanımına.
Kimsenin dilinden düşürmediği, yıllarca süren bu katliamda yiğidini, yavrusunu kara toprağa veren annenin ağzından çıkan 4 kelimeyi kullanabildim sadece. 19 Haziran 2010. 11 fidan verildi kara toprağa. 11 eve ateş düştü. Hiç dinmeyen gözyaşları aktı sel oldu. Ardından bir haber daha… 12.fidanımızı verdik toprağa sessiz sedasız. Mehmetçiklerimiz, askerlerimiz, yavrularımız… Gözünü kırpmadan korudular bu vatan toprağını. Verdiler canlarını uğruna. Şehitlik mertebesine yükseldiler gencecik yaşlarında. Neredeyse hepsi 89 doğumluydu. Yaşı, boyu posu fark etmez ama daha çocuktular. Annelerinin kınalıkuzuları. Kalleşçe bir saldırıyla, istihbarat yetersizliğiyle gittiler göz göre göre. Arkalarından gözyaşı dökebiliyoruz sadece. Yıllarca bir tartışmadır gidiyor neden engellenmiyor diye. Nasıl bu kadar donanımlı bir ordu varken elimiz kolumuz bağlı diye ağlıyoruz, yırtınıyoruz. İktidarı, hükümeti, silahlı kuvvetleri anca birbirlerine laf atıp birbirleriyle kavga ediyor. Anca birbirimizi suçluyoruz. Şehitlerimizin arkasından kavga gürültü, siyaset uğruna kullanılan sözler, suçlananlar, suçlayanlar ve sessiz sedasız acısını yaşayanlar… Kör olduk, tutmaz oldu kollarımız, konuşamaz oldu ağzımız. Geç kalıyoruz.
Bu vatanın bayrağı kanla sulandı rengi kıpkırmızı. Şehitlerimizin kanı annemizin gözyaşına karıştı. Rengi yeterince kırmızı. Yeter artık yanmasın ciğerler bayrağımızın rengi yeterince kırmızı dahada renk vermesin kalleşler şehitlerimizin kanıyla. Yeter artık geç kalınmasın artık verilen, verilmesi gereken kararlara. Fidanlarımızı vermeyelim toprağa. Yeter artık dedirttirmeyin annelere.






Turta








