Tarihimiz ve Filmler
Daha yeni Robin Hood filminden geldim yazıyorum. Yolda gelirken kafama onca soru takıldı. Biz neden böyle yapıtlar ortaya çıkaramıyoruz ? Bir Amerikalı kaybettiği savaştan bile film yapıp izleyenlere kendini hayran bırakırken neden biz sadece seyirci koltuğunda oturuyoruz. Ben oturdum ve bir İngiliz askerin neler yaptığını seyrettim. Hatta ve hatta neler yaptığını değil yapacaklarına nasıl başladığını izledim ve gerçekten mükemmel bir filmdi. Bir an aklımdan geçti Londra’da bir gencin vaktini ayırıp Kanuni diye bir filmi izleyip evine gittiği… Neden biz yabancılara kendi tarihimizi anlatamıyoruz, çünkü tarihimizi kendimize doğru düzgün anlatabilmiş değiliz. Tarihimize sahip çıkabilmiş değiliz. 14.yüzyıldan kalma okulumun (İstanbul üniversitesi) kapısındaki Fatih’in tuğrası sökülerek yerine mermercide yaptırılan T.C harflerinin konulması böyle bir zihniyetin eseridir. Yazık! Sanki İstanbul’u Osmanlılar’la savaşarak fethettik. Osmanlının bize bıraktığı çeşmeler grafitlerle süslü, Lalelide, cami altında, eskiden daha önemli işlerde kullanıldığı belli olan yerlerde şimdi döner satılıyor. Tarih öğretilmiyor, eserlere sahip çıkılmıyor.
Daha yeni öğrendim “tez kafası uçurula” diye bize öğretilen Osmanlıda idamının hiçte öyle olmadığını… Bir insan idama mahkûmsa onun davası 3 ayrı kadı tarafından ayrı ayrı mahkemelerde görülüp eğer üçünde de idam kararı çıkarsa idam edildiğini. Bu sürede mahkûmun mahzende bekletilip kararın kendine şerbetle bildirildiğini. Eğer beyaz kâsede şerbet sunulursa serbest kaldığını aksi takdirde idam edildiğini… Ve ecel şerbetini içmek deyiminin buradan geldiğini… Yeni öğrendim Kanuni Sultan Süleyman’ın Fransa da esir olduğu için yardım isteyen Fransa kralına yazdığı mektubu. Günümüz Türkçesiyle şöyle başlıyor mektup:
“Ben ki,
Akdeniz’in ve Karadeniz’in ve Rumeli’nin ve Anadolu’nun ve Karaman’ın ve Rum’un ve Dulkadir Vilayeti’nin ve Diyarbakır’ın ve Kürdistan’ın ve Acem’in ve Şam’ın ve Halep’in ve Mısır’ın ve Mekke’nin ve Medine’nin ve Kudüs’ün ve bütün Arap diyarının ve Yemen’in ve daha nice memleketlerin ki, yüce atalarımızın ezici kuvvetleriyle fethettikleri ve benim dâhi ateş saçan zafer kılıcımla fetheylediğim nice diyarın sultanı ve padişahı Sultan Bayezıd Hân oğlu, Sultan Selim Han oğlu, Sultan Süleyman Han’ım.
Sen ki,
Françe vilayetinin kralı Françesko’sun…”
Daha yeni öğrendim Don Kişot’un yazarı Miguel De Cervantes’in Kılıç Ali Paşa Camide amele olarak çalıştığını. Ve daha niceleri… Bir Fransız kötü koktuğu zamanlardan bile güzel bir film çıkarabiliyorsa, biz neden yapamayalım onca anlatılacak olay varken. Seyit Onbaşı’nın akıl almaz olayı varken, Çinliler bizden korktuğu için o kadar yüksek duvarlar yapmışken, dünyanın yarsını fethetmişken, bir imparatorluk çadırda kurulmuşken, çağ kapatıp çağ açmışken sizce anlatılacak geçmişimiz yok mu?
Sözlerime küçükken dinlediğim bir sohbetten alıntı yaparak son veriyorum. Parayı Lidyalılar icat etti, Sümerler yazıyı, Çinliler pusulayı, barutu, matbaayı, Mısırlılar takvimi… Bu medeniyetler hadi toplanalım pusulayı bulalım mı dediler, hadi iletişim için araç mı bulalım dediler. Hayır, bunları bulan sadece bir insandı. Değişim bireyde başlar sonra topluma mal olur. Biz değişirsek (gelişirsek) çevremiz gelişir, çevremiz geliştikçe ülkemiz gelişir ve hak ettiği yere gelir.






Turta








